ŞU GLOBALLEŞME YA DA KÜRESELLEŞME NE DEMEK ?


 Necdet Çelikhan

<br>

 

 

ŞU GLOBALLEŞME YADA KÜRESELLEŞME NE DEMEK ?

 

Tüm rejimlerin bir sistem üzerine oturması gerektiğini,tüm sistemlerin hatta çoğu kez müşterek doğru ve yanlışlarının kaçınılmazlığını,asıl mükemmeliyetin denetim mekanizması olduğunu düşünmeyenler ,bu yazıyı okuma çabasında olmasınlar lütfen!Çok muhtemeldirki onlar kendi sabiteleri ile baş başa ve mutlu olmaktadırlar.Fanatik ?Yo,yo. Hayır. Ben öyle bir şey söylemedim!

 

 

 

 

 

 

Kavram olarak "küresel" (global) sözcüğünün kökeni,400 yıl öncesine gitmekle beraber "küreselleşme" (globalization),oldukça yenidir.

 

Uygulamanın hayata gerçek geçiş dönemi 1945 li yıllara gider.Yani,Birleşmiş milletler,IMF,GATT gibi kuruluşların hayata geçişleri ile başlar.Bir başka deyişle,elbette, bu kuruluşlara,ulus devletlerin  üye olunması  sureti ile!

 

Yirminci asır,  ülkelerin ilişkileri,problemleri ve meselelerinin, kendilerini aşma ve küresel bir boyut kazanmaya başladığının farkında olunduğu bir dönem oldu.Küresel boyuttaki konuların, milli boyutlarda olduğu kadar önemli hale geldiği görüldü. Bir başka deyişle,Dünya meseleleri, artık ,üzerinde yaşayanların ortak meseleleri oldu.

 

Globalizm bir çok şey ifade eder;

Ekonomik Globalizm dediğimizde ,küresel düzeyde bir Pazar ve Kapital yönetimi anlarız.

İnsan hakları ve Demokrasi ise Politik Globalizm ile ifadesini bulur.

Teknoloji,düşünce,insan davranışları,kültürel,yasal,filozofi ve çevre gibi daha bir çok terim Globalizm kelimesi eklemlenerek ,küresel anlam boyutlarının muhtelif hallerini yansıtır bize.

Sözün özü, Globalizm  sadece Ekonomik boyutu tanımlıyor zan etmek dar bilgiden kaynaklanmaktadır.

 

Bilindiği gibi,ülkelerin hemen hemen tamamı tarafından ,detaylarında  uluslar arası tam mutabakat olmasa  dahi, ana hatlarında genel kabul bulunan Liberal Ekonomi uygulanmaktadır.Bu ihtiyaç insanlık için müşterek ekonomik ve politik değerler kriterlerinden doğmaktadır.

Ekonomik Globalizasyon tüm dünya pazarlarının birbirleriyle entegre olarak uygulanmasını amaç edinir ki,Liberal dediğimiz sistemin özüdür.

 

Katı Ulusalcı düşüncenin  günümüz dünyasında mümkün olamayacağını gösteren şu örneklere bakalım;

 

Alıntı

 

 

 

 

"Lüset ve Mustafa Taviloğlu dostlarım, Yunanistan'ın Niziros Adası'na gitmiş. Pek fazla kimsenin uğramadığı, ıssız sayılabilecek bir adaymış Niziros.

Orada bir Yunanlı ailenin işlettiği lokantaya uğramışlar. Aile Avustralya'da yaşıyor, sadece yazları bu adaya gelip birkaç ay çalışıyormuş.

Taviloğlular Türk kahvesi içmek istediğinde aile "Yunan kahvesi" diye ısrar etmiş.

Sonra ne yapmışlar biliyor musunuz?

Arçelik kahve makinesinde hazırlamışlar kahveyi.

Bilindiği gibi Arçelik kahve makineleri Çin'de imal ediliyor.

Bu aile Avustralya'da satın almış, Niziros'a getirmiş.

Şu hale bakın:

Çin'de yapılmış Arçelik kahve makinesi Avustralya'da satın alınıyor, sonra bununla Niziros'ta Türk kahvesi yapılıyor.

İşte bu globalizm."

Diğer yandan,

   <br><br>  <div id="featuresmenu" STYLE="display:block">  <br>  <A HREF="#" ONCLICK="featuresmenu.style.display='none'; featureshid.style.display='block'; return false">  <br>  Devamı İçin Tıklayın... <br>   <br>  </A>  <br>  </div>  <br>  <div id="featureshid" STYLE="">  <br>   <br>   <br> Ünlü İktisatçı ve teorisyen Hayek'e göre;  "Bir hemşire ile bir kasabın, kömür madencisi ile bir yüksek mahkeme hakiminin, bir dalgıç ile bir lağım temizleyicisinin, yeni bir endüstrinin kurucusu ile bir jokeyin, vergi müfettişi ile hayat kurtaran bir ilaç mucidinin, jet pilotu ile matematik profesörünün nispi ücretlerinin ne olması gerektiğini sorduğumuzda "sosyal adalete" müracaatın bu konularda karar verme hususunda bize en küçük bir yardımı olmaz."

 

Böyle bir sav'ın asırlar boyu tartışıldığı ve daha da tartışılacağı açıktır.Ancak yukarıdaki sav'ın sahibinin aynı zamanda Keynes ile beraber ,zamanın Liberal Ekonomi kavramının da sahibi olduğu gerçeği bizi düşünmeye sevk eder.

 

Aslında şunu teslim etmek durumundayız:Ekonomiler büyümeye ihtiyaç gösterir ve buna zorunludur.Büyüme ise diğerlerinin aksine Liberal Ekonomi ile mümkün olabilmektedir.Aksini savunma ve uygulama çabaları hiçbir zaman sonuç vermemiştir.

O halde Liberal Ekonominin bu denli nefret edilesi hale dönüşmesinin,o,vahşi Kapitalizm fırtınası estirmesinin asıl sebebi nedir?

Sistem felsefesinin aynen, tüm diğer sistemlerde de olduğu gibi,denetim mekanizmasındaki işlevsizlik!

Zira ,adı Liberal diye sonsuz özgürlük değildir hiçbir zaman burada kasıt edilen.

 

Ve de akla gelebilecek tüm sistemlerde olduğu gibi,sizi sömürmek,istismar etmek isteyenler her zaman olacaktır.

 

Böylece hasıl olacak kötü sonuçlar için asıl problemin sistem denetim mekanizması ve onu asıl sorgulaması gerekenler olmasına rağmen bunun yerine,tümü ile sisteme tü-kaka yapmak ,sadece aymazlık olur.

 

İşte aynı örneği Küreselleşme karşıtlığında da görmekteyiz.

 

Ve de,paranın yönetme gücü nedeni ile Globalleşme dediğimizde  sadece Küresel bir ekonomik düzeni  anlamaktayız.Oysa bundan çok daha fazlasını ifade etmektedir.

İşin ilginç yanı,esasen içinde yaşadığımız bu günkü Dünya da Küreselliği kabullenmemeye çalışma temayülüdür.Yıllardır içinde yaşamakta olduğumuzdan bi-haber olarak!

 

 

18. yüzyıla kadar Eski Yunan ve Roma geleneğinde kültür, "toprağı işlemek" anlamına gelmekteydi.

Voltaire; "İnsanoğlu nasıl bitkileri, hayvanları evcilleştiriyorsa, kendi zihnini, mantalitesini, düşüncesini de geliştirebilir. İnsan kültürlü bir varlıktır" diyerek ilk defa "kültür" sözünü insanlara uygulayan bir düşünürdür.

Malinowski'nin tanımında ise k ü l t ü r; "Aletlerden ve tüketim mallarından, çeşitli gruplaşmalar için yapılan anayasal belgelerden, insana özgü düşün ve becerilerden, inanç ve törelerden oluşan bütünsel bir toplamdır."




Bir sabiteye mahsur kalmamak ve düşünerek gelişmek,düşünerek değişmek gereğini açıkça gözlemlemekteyiz yukarıdaki bakış açılarından.

 

Karşılaştığımız hoş olmayan tarafları nedeni ile felsefeye tümü ile karşı çıkmak yerine, bilgilenmeye çalışmak çok daha doğru olacaktır.  

 

 

Şu örneğe bir göz atalım;

 

 

 

 

ATATÜRK'ÜN 1923 YILINDA HALİFELİK KONUSUNDA HALKIN KUŞKU VE KAYGILARINI GİDERMEK İÇİN YAPTIĞI KONUŞMA ESNASINDA;

GÜNÜMÜZÜN EN ÇOK TARTIŞMA KONUSU HALİNE GELEN KÜRESELLEŞME ( GLOBALİZM ) HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ.

Halifelik konusunda halkın kuşku ve kaygısını gidermek için her yerde gereği kadar konuştum ve açıklamalarda bulundum. Kesin olarak dedim ki: "Ulusumuzun kurduğu yeni devletin yazgısına, işlerine, bağımsızlığına, sanı ne olursa olsun hiç kimseyi karıştırmayız! Ulusun kendisi, kurduğu devleti ve onun bağımsızlığını koruyor ve sonsuza değin koruyacaktır!"

Ulusa anlattım ki, bütün Müslümanları içine alan bir devlet kurmak göreviyle yükümlü imiş gibi görülen bir halifenin, görevini yapabilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç insanı halifenin buyruğuna verilemez. Ulus, bunu kabul edemez! Türkiye halkı bu denli büyük bir sorumluluğu, bu denli akıl almaz bir görevi üstüne alamaz.

Ulusumuz, yüzyıllarca bu boş görüşlere dayanılarak, sağa sola koşturuldu. Ama ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? dedim. Suriye'yi, Irak'ı korumak için, Mısır'da barınabilmek için, Afrika'da tutunabilmek için kaç insan şehit oldu, bunu biliyor musunuz? Sonuç ne oldu görüyor musunuz?! dedim.

Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu bütün Müslümanların işlerine etkili kılmak düşüncesinde olanlar, bu görevi yalnız Anadolu halkından değil, onun sekiz on katı insandan meydana gelen büyük Müslüman topluluklarından istemelidirler! Yeni Türkiye'nin ve yeni Türkiye halkının artık kendi yaşam ve mutluluğundan başka düşünecek bir şeyi yoktur; başkalarına verilecek en küçük bir şeyi kalmamıştır! dedim.

Başka bir noktayı da halkın gözünde iyice canlandırmak için şunları söyledim: Tutalım ki, Türkiye bir zaman için söz konusu görevi kabul etsin. Bütün Müslümanları bir noktada birleştirerek yönetmek ülküsüne ulaşmaya çalışsın, başarı da sağlasın! pek güzel ama, uyruğumuz ve yönetimimiz altına almak istediğimiz uluslar: "Bize büyük hizmetler ve yardımlar yaptınız, sağ olunuz ama biz bağımsız kalmak istiyoruz, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kimsenin karışmasını uygun görmeyiz, biz kendi kendimizi yönetebiliriz." Derlerse ne olacak? Öyleyse, Türkiye halkının bütün çalışmaları ve özverileri yalnız "sağ olunuz!" denilmesi için mi göze alınacaktır?

Görülüyordu ki, boş bir istek için, bir kuruntu ve bir düş için Türkiye halkını yok etmek istiyorlardı. Halifeliğe ve halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin niteliği bundan başka bir şey değildi.

Baylar, halka sordum: Bir Müslüman devleti olan İran, yada Afganistan halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz çünkü böyle bir şey, devletinin bağımsızlığını, ulusunun egemenliğini ortadan kaldırır.

Ulusa şunuda anımsattım, kendimizi dünyanın egemeni sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir. Dünyanın durumunu, dünyadaki gerçek yerimizi tanımamak aymazlığı ile ve bilgisizlere uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz yıkımlar yetişir! Bile bile bu acıklı durumu sürdüremeyiz!

Baylar, İngiliz tarihçilerinden Wells iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son sayfalarında, "Dünya Tarihinin Gelecek Evresi" başlığı altında bir takım düşünceler vardır. Bunlar birleşik bir dünya devleti (Ungouvernement Federal Mondial) kurmak konusu ile ilgilidir.

Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki düşüncelerini ortaya atıyor; adaletin ve tek bir yasanın buruğu altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor.

Wells: "Bütün egemenlikler tek bir egemenlik içinde eritilmezse ulusların üstünde bir erk yaratılmazsa dünya yok olacaktır." Diyor ve şu düşünceleri ileri sürüyor: "Gerçek devlet, çağımız ileri yaşama koşullarının zorunlu kıldığı birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz. Kuşku yoktur ki, insanlar kendi yarattıkları şeylerin altında ezilmek istemezlerse ergeç birleşmek zorunda kalacaklardır." diyor. Ayrıca: "İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük düşün gerçekleşebilmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediğini; saldırgan bir dış siyasa geleneği olan devletleri, bir dünya birleşik devletinin güçlüklerle temsil edebileceğini" ileri sürüyor. Wells'in şu düşüncelerini de burada anmak isterim: "Avrupa ve Asya'nın ortak gereksemeleri ve uğradıkları yıkımlar, belki dünyanın bu iki parçasındaki ulusların bir ölçüde birleşmesine yarayacaktır. Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra birleşmeler yapılır."

Baylar, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşünüşte yükselip olgunlaşması, Hristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizmden vazgeçerek yalınlaştırılmış ve herkes için anlaşılacak bir duruma getirilmiş katkısız ve lekesiz bir dünya dinin kurulması ve insanların, şimdiye değin, kavgalar, pislikler, kaba istek ve eğilimler arasında bir bataklıkta yaşadıklarını kabul ederek, bütün gövdeleri ve usları ağılayan kötülük etmelerini ortadan kaldırmaya karar vermesi gibi koşulların gerçekleşmesini gerektiren "Birleşik Dünya Devleti" kurma düşünün tatlı bir düş olduğunu yadsıyacak değiliz. Türkiye'ye tebelleş olmamaları koşuluyla halifecilerin ve müslüman birliği kurmak isteyenlerin gönüllerini hoş etmek için bizde de az çok buna yakın bir kuram ortaya atılmıştı.

Ortaya atılan kuram şuydu: Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da ve dünyanın başka yerlerinde yaşayan Müslüman toplulukları, gelecekte herhangi bir gün, kendi başlarına buyruk bir duruma gelebilirlerse ve o zaman gerekli ve yararlı görürlerse, çağın koşullarına uygun nitelikte birtakım uzlaşma ve birleşme ilkeleri bulabilirler. Elbette her devletin, her topluluğun birbirinden alacağı ve sağlayacağı şeyler bulunacaktır. Karşılıklı çıkarları olacaktır. Tasarlanan bu bağımsız Müslüman devletlerin yetkili delegeleri bir araya gelip bir kongre yapacaklar; böylece falan, falan Müslüman devletler arasında şu, ya da bu ilişkiler kurulacaktır.

Bu ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği koşullar içinde birlikte iş görmeyi sağlamak için, ilgili Müslüman devletlerin delegelerinden bir meclis kurulacaktır.

"Bu Meclisin başkanı, birleşmiş Müslüman devletleri temsil decektir." diye bir karar alınırsa, işte o zaman istenirse, o Birleşik Müslüman Devletine "Halifelik", başkanlığına seçilecek kişiye de "Halife" adı verilir. Yoksa, herhangi bir Müslüman devletin bir kişiye bütün Müslümanlık dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisini vermesi, us ve mantığın hiç bir zaman kabul edemeyeceği bir şeydir.


Atatürk Söylev (Nutuk) II - Türk Dil Kurumu Yayınları

 

 

Görüldüğü gibi burada endişe salt din üzerine kuruludur.Bu nedenle de   Globalleşmeye karşıtlık olarak algılanamaz.

  <br>   <br>  </div><br>

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !